Reklam

Malatya'daki FETÖ Kumpas Davasının Ardından Yargıtay'dan Tazminat Onayı

Zirve Yayınevi davası, Türkiye'nin yakın siyasi ve hukuki tarihinin en karmaşık süreçlerinden biri olarak hafızalardaki yerini koruyor. Bu sürecin merkezinde, akademik kariyeri ve hayatı yıllarca süren bir "hukuk sarmalı" ile altüst olan isimlerden biri de şüphesiz İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi eski öğretim görevlisi Ruhi Abat'tır.

Malatya'daki FETÖ Kumpas Davasının Ardından Yargıtay'dan Tazminat Onayı
A- A+ PAYLAŞ
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit

Malatya – Zirve Yayınevi davası sürecinde "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs" ve "tasarlayarak öldürme" gibi suçlamalarla 1406 gün tutuklu kalan eski öğretim görevlisi Ruhi Abat’ın açtığı tazminat davasında nihai karar verildi. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi tarafından hükmedilen hak 600 bin TL manevi tazminat kararını hukuka uygun bularak onadı.

1406 Günlük Tutukluluk Sonrası Gelen Beraat

Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ana davada; suç örgütüne yarar sağlamak, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve terör örgütü üyeliği gibi ağır suçlamalarla yargılanan Ruhi Abat, 17 Mart 2011 tarihinde gözaltına alınmış ve 21 Ocak 2015 tarihine kadar tutuklu kalmıştı. Yargılama sonucunda, hakkında yöneltilen tüm suçlardan beraat eden Abat’ın bu kararı 21 Ocak 2019 tarihinde kesinleşti.

Tazminat Süreci ve Mahkeme Kararları

Haksız tutukluluk nedeniyle 1,5 milyon TL maddi ve 1,5 milyon TL manevi tazminat talebiyle açılan davada, yerel mahkeme başlangıçta 80 bin TL manevi tazminata hükmetti. İstinaf aşamasında bu rakam 150 bin TL’ye çıkarılsa da Yargıtay miktarı yetersiz bularak kararı bozdu. Bozma ilamına uyan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesi, tazminat miktarını 600 bin TL manevi tazminatın haksız göz altına alma isleminin gerçeklestigi 17 Mart 2011 tarihinden itibaren isleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine yükseltti.

Maddi Tazminat Taleplerine Red

Mahkeme, Abat’ın maddi tazminat taleplerini ise yasal koşullar oluşmadığı gerekçesiyle reddetti. Kararda, tutuklu kaldığı dönemde Abat’a maaş ödemesinin yapıldığı, avukatlık ücreti, sınav görevlerinden mahrumiyet ve profesörlük unvanını geç almaktan kaynaklanan gelir kayıplarının Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 141. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği kaydedildi.

Yargıtay’dan Nihai Onama

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, hem davacı vekilinin hem de davalı Maliye Hazinesi vekilinin temyiz istemlerini esastan reddetti. Yargıtay ilamında, tazminat miktarının hak ve nesafet kurallarına uygun olduğu, vicdani kanının dosya içindeki belgelerle uyumlu olduğu belirtilerek hükmün onanmasına oy birliğiyle karar verildi.

Dava dosyası, infaz işlemleri için Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.

Abat, 600 bin TL manevi tazminatı 17 Mart 2011 tarihinden itibaren isleyecek yasal faizi ile birlikte alacak.  Abat, “Bu paranın aslında bana ve benimle birlikte mağdur olanlara kumpas kiuran, sahte belge oluşturan ve bizi 4 yıl haksız yere iftira atarak cezaevinde tutan  FETÖ cü hakim,. savcı ve polislerden alınmasını istiyorum.”  dedi.

Bir Akademisyenin "Kumpas" Kıskacı: Ruhi Abat ve Zirve Yayınevi Süreci

Zirve Yayınevi davası, Türkiye'nin yakın siyasi ve hukuki tarihinin en karmaşık süreçlerinden biri olarak hafızalardaki yerini koruyor. Bu sürecin merkezinde, akademik kariyeri ve hayatı yıllarca süren bir "hukuk sarmalı" ile altüst olan isimlerden biri de şüphesiz İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi eski öğretim görevlisi Ruhi Abat'tır.

Malatya’da 2007 yılında gerçekleşen Zirve Yayınevi katliamı, faillerin suçüstü yakalanmasına rağmen, dönemin yargı yapılanması (FETÖ) tarafından kurgusal bir "Ergenekon" davasına dönüştürülmeye çalışıldı. Bu kurgunun en önemli sivil ayaklarından biri olarak hedefe konulan isim ise Ruhi Abat oldu.

-Akademik Hayattan Cezaevine: Hedef Gösterilme Süreci

Ruhi Abat, o dönemde İnönü Üniversitesi’nde misyonerlik faaliyetleri üzerine akademik çalışmalar yürüten bir öğretim görevlisiydi. Bilimsel veriler ve saha araştırmaları üzerinden yaptığı çalışmalar, davayı "derin devlet" şemasına oturtmak isteyen yapılar tarafından "cinayetin fikri altyapısını oluşturmak" şeklinde manipüle edildi. 2011 yılında, davanın ek klasörlerine dahil edilen asılsız ihbarlar ve gizli tanık beyanlarıyla tutuklanarak cezaevine gönderildi.

-TUSHAD ve "Hayali" Örgüt Üyeliği

Abat’a yöneltilen en ağır itham, varlığı hiçbir zaman kanıtlanamayan TUSHAD (Türkiye Ulusal Stratejiler ve Hareket Dairesi) adlı gizli bir yapılanmanın üyesi olduğu iddiasıydı. Dosyaya eklenen düzmece belgelerle Abat; askerlerle, bürokratlarla ve sözde "derin yapılarla" koordineli çalışmakla suçlandı. Bu süreçte Abat, akademik kimliğini savunmak zorunda kalırken, kamuoyuna bir "suç örgütü yöneticisi" gibi servis edildi.

-Yıllar Süren Hürriyet Tahdidi

Ruhi Abat, davanın en kritik dönemlerinde yaklaşık 4 yıl boyunca cezaevinde tutuklu kaldı. Bu süre zarfında: En verimli yıllarını parmaklıklar ardında geçirerek üniversitedeki görevinden ve öğrencilerinden uzaklaştırıldı. Malatya gibi yerel bağların güçlü olduğu bir şehirde, üzerine yapıştırılan "katliam azmettiricisi" etiketiyle ailesi ve sosyal çevresi ağır psikolojik baskı altına alındı. Uzun tutukluluk süreci, hem kendisinin hem de ailesinin telafisi mümkün olmayan sağlık sorunları ve manevi yıkımlar yaşamasına neden oldu. Abat’ın en dikkat çeken savunmalarından biri, yargılandığı süreçte kendisine yöneltilen suçlamaların 1998 yılında yayımladığı “Dinlerarası Diyalog Söyleminin Tartışma Noktaları” başlıklı akademik makalesiyle ilişkilendirildiği iddiası oldu. Bu makalesinden dolayı yıllar sonra kurulan AK Parti hükümetini devirmekle suçlanan Abat, “Cezaevine girmemin tek bir nedeni var. O da 1998 yılında bir akademik dergide yayınladığım makaledir” diyerek, akademik bir metnin yıllar sonra ağır bir ceza dosyasında suçlama zemini yapılmasını eleştirdi

-Kumpasın Çöküşü ve Beraat

17-25 Aralık süreci ve sonrasındaki 15 Temmuz darbe girişimiyle birlikte, Zirve Yayınevi davasına bakan savcı ve hakimlerin büyük bir kısmının FETÖ üyesi olduğu ve delil ürettikleri ortaya çıktı. 2016 yılında yerel mahkemece beraat eden Abat’ın kararı, yıllar süren temyiz süreçlerinin ardından kesinleşti. Yargıtay, Abat ve beraberindeki askerlerin "bir kumpasın kurbanı" olduklarına hükmetti. Zirve Yayınevi davasında 28 Eylül 2016’da karar açıklandı. Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 sanık hakkında “tasarlayarak öldürme” suçundan üçer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Aynı karar sürecinde Ruhi Abat’ın da aralarında bulunduğu bazı sanıklar hakkında beraat kararı verildi. Beraat kararı 21 Ocak 2019’da onanarak kesinleşti

Ruhi Abat, FETÖ'nün Türkiye’deki "kumpas davaları" döneminin en somut mağduriyet sembollerinden biridir. Bugün suçsuzluğu tescillenmiş olsa da, Malatya’nın bu trajik olayının gölgesinde kalan akademik hayatı ve kayıp yılları, yargının bir dönem nasıl bir silah olarak kullanıldığının canlı bir örneği olarak tarihe geçmişti.

KAYNAK: malatyayenises.com 

BİLGİ: Malatyagazete.com, hiçbir ajansa abone değildir. Haber değeri taşıyan etkinlik, bilgi, dosya, ihbar ve basın bültenlerinizi burhan.karadum@gmail.com ve malatyagazetehaber@gmail.com e-mail adreslerine gönderebilirsiniz

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.