EMANET: BÜŞRA'NIN SON NİDASI
- Telegram
Malatya’nın temmuz sıcağı, sadece toprağı değil, insanların yüreğini de yakıp kavuruyordu. 25 Temmuz 2023 gecesi, gökyüzünde yıldızlar sanki bir facianın şahidi olmamak için kararmıştı.
Büşra, henüz yirmi ikisinde, baharı kışa dönmüş bir fidan... Kalbinde anne olmanın titreyişi, ruhunda ise bir ölüm korkusunun gölgesi vardı. O gece, kader ağlarını öyle bir örmüştü ki genç kadın, hem can yoldaşı dediği kocasının hem de canından bir parça olan kardeşinin hiddeti arasında kalmıştı.
Topsöğüt'ün sakin gecesi, Büşra’nın feryatlarıyla sarsıldı. Genç kadın, can havliyle kayınpederine koştu. Nefes nefeseydi; gözlerinde ölümün soğuk nefesini hisseden bir canlının dehşeti vardı. Kayınpederinin yanına vardığında dudaklarından dökülen o cümle, bir devrin kapanışının habercisiydi:
“Baba, kalk! Bunlar beni öldürmeye gelmişler...”
Kayınpederi A.A., uykulu gözlerle ne olduğunu anlamaya çalışırken, Samet elinde parlayan o meşum bıçakla kapıya dayanmıştı bile. Bir yanda kapıyı can havliyle tutan genç kızlar, diğer yanda içeri girmeye ant içmiş bir öfke... Samet’in kolu kapı eşiğinde sıkışmış, nefretini kusuyordu: "Seni öldüreceğim! Seni doğrayacağım!" nidası odanın içinde yankılanıyordu.
Tam o esnada, koca Mehmet Alper, yuvayı kurtarma iddiasıyla ama yüreğindeki o karanlık kıskançlığın esiri olarak odaya girdi. Büşra, köşeye sıkışmış bir kuş gibiydi. Bir darbe, bir darbe daha... Toprak, masum bir annenin kanıyla sulanırken, Mehmet'in ağzından dökülen o buz gibi cümle duyuldu:
"Baba, namusumu temizledim..."
Fakat ölüm döşeğindeki Büşra için ne namus ne de intikam kalmıştı. O, son nefesinde bile kendi canını değil, geride bırakacağı o küçücük emaneti düşünüyordu. Gözleri buğulanırken kayınvalidesi H.A.’ya döndü. Sesi artık bir fısıltıdan ibaretti, ama bu fısıltı dünyanın en güçlü vasiyetiydi:
"Kızımı götür... Korkmasın..."
Büşra oracıkta, bir temmuz gecesinin zifiri karanlığında ruhunu teslim etti. Arkasında; mahkeme salonlarında "yuvamı kurtarmaya çalıştım" diyen bir katil, "ben de vurdum" diye övünen bir kardeş ve annesinin son sözleriyle korunan, korkmasın diye kaçırılan yetim bir çocuk bıraktı.
Mahkeme heyeti, adaletin terazisini kurdu. Mehmet Alper’e "kasten eşini öldürme" suçundan önce ağırlaştırılmış müebbet, sonra müebbet hapis cezası verildi. Ama hiçbir ceza, bir annenin son nefesindeki o fedakâr vasiyeti; "Kızımı götür, korkmasın" sözünü ve Yeşilyurt’un bağrına düşen o derin sızıyı dindirmeye yetmedi.
Bazen bir kadın ölür, geriye sadece adı kalır.
Bazen bir kadın ölür, geriye sadece bir çocuk kalır.
Ama çoğu zaman, bir kadın ölür; geriye sessizlik kalır.
İşte o evde, o gecede yalnızca sessizlik kaldı.




















