Reklam

OKAN'IN SON KIŞI

OKAN'IN SON KIŞI
A- A+ PAYLAŞ
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit

Yazıhan'ın Tecirli’de rüzgârı, o sabah eski günlerden kalma bir masal gibi esiyordu. Soğuğun içinden geçen rüzgâr, sanki köyün başına gelecekleri önceden haber veriyor; fakat kimse, özellikle de çocuklar, buna kulak asmıyordu.

Okan ile E., köyün bütün çocukları gibi, aynı sokaklarda büyümüş; aynı çamurlara basmış, aynı tepelerde bağırmıştı. İkisinin de gözünde aynı parlaklık, aynı çocukluk vardı. Ama kader, insanın başına bazen en yakın bildiğinden vururdu ya… İşte o gün, kader de öyle yapacaktı.

O gün, 29 Aralık 2024…
Okan, Onurcan ve Hasan’la birlikte E.’lerin evinin önüne gelmişti. Hava kuru, soğuk ve kışın en keskin hâlindeydi. Köyün çocukları soğuğu umursamaz; sopalardan kendilerine kılıç yapar, bahçelerde koşar, kahkahalarıyla köyün sessizliğini delerdi.

E. evin içinde oturuyordu. Çocuklar onu görünce:

— Eee, çık da oynayalım! diye bağırdılar.

E. çıktı. Üzerindeki öfkeyi kimse fark etmemişti. Bir hafta önce köyde bir kavga çıkmış, E. orada fena hırpalanmıştı. Okan ise o kavgaya karışmamıştı ama E.’nin içindeki çocuk aklı bunu başka türlü anlıyordu.

Kırılmış, içerlemiş, kendi kabuğuna çekilmişti.

Bahçede şakalaşmaya başladılar. Plastik borular sanki birer oyuncak kılıç olmuş, üç çocuk da bağırıp çağırarak birbirlerine vuruyor, sonra gülerek kaçışıyorlardı.

O sırada E.’nin gözü islim damına ilişti. Orada, kimsenin dokunmadığı eski tüfek duruyordu. 

E. tüfeği aldı.
H.A., korkuyla:

— E., tüfeği bırak! Şeytan doldurur, dedi.

Ama çocuk aklı bir kere karar vermişti. E., tüfeği Okan’a çevirdi.

Okan, birkaç metre ötede, daha konuşmaya bile fırsat bulamadan donakaldı.

Bütün köy bir anda sessizleşmiş gibi oldu.

Ve bir an…
Bir küçücük an…
Bir çocuk parmağının istemsiz titremesi…

Pat!

Tüfek ateş aldı.

Okan’ın gözleri bir an parladı; sanki ne olduğunu anlamaya çalışır gibi bir adım öne attı… Sonra yere doğru yavaşça çöktü.
Etrafı bir anda çığlık kapladı.

E., korkuyla bağırdı:
— Baba! Baba çabuk gel!

Baba koştu, dizlerinin bağı çözüldü.
E.’nin elleri titriyor, yüzü kireç gibi oluyordu.

— Ambulansı ara!
— Arıyorum baba, arıyorum!

Ama olan olmuştu.

Okan, günlerce hastanede yaşamla ölüm arasında gidip geldi. Herkes dua etti. Köylü kadınları her sabah kapıya dizilip:
— Allah’ım, bu yavruya kıyma… diye gözyaşı döktü.

Ama 14 Şubat sabahı, Okan’ın nefesi kesildi.
Onu köyün toprağına verdiler.
O toprağa düşen kar, o sene hiç erimedi.

Dava günü köyden kim varsa mahkemeye geldi.
Okan’ın annesi Zeynep Hanım, mahkeme salonuna girdiğinde herkesin içi sızladı.
E., tutuklu olarak getirildi. Başını kaldıramıyordu.

Hakim sorunca:
— Aileye başsağlığı diliyorum. Okan benim en sevdiğim arkadaşımdı… dedi.

Zeynep Hanım’ın acısı kabardı:
— E., Okan sana ne yaptı da vurdun? Oğlum kimseyle kavga etmezdi! Ben şikayetçiyim!

Baba Zeynal Gül ise öfkeyi, acıyı, çaresizliği bir arada taşıyan sesiyle:
— Ben bunun kasıtlı olduğunu düşünüyorum! Mesajlarını gördük. Oğlumu tehdit etmiş! dedi.

Tanıklar da aynı şeyi anlattı:
Eski kavga… E.’nin içine işleyen gurur… Çocuk aklıyla biriktirdiği öfke…
Ve o tüfeğin —kimsenin dokunmaya cesaret edemediği o tüfeğin— kurma kolunun çekildiği o ses…

Savcı, bütün bunları tek tek sıraladı.
Ve son cümlesi mahkeme salonunu buz gibi yaptı:

— Sanığın kasten öldürme suçundan cezalandırılmasını talep ediyorum.

Avukat tahliye isteyince Zeynep Hanım’ın çığlığı salona yayıldı:
— Benim oğlum toprağın altında yatıyor!

Bu söz, duvarlara çarparak herkesin içine saplandı.

Mahkeme heyeti kararını açıkladı:
M.E.Y., önce müebbet…
Sonra yaş küçüklüğü indirimi…
Son hüküm: 15 yıl 10 ay.

E.’yi götürürlerken çocuk gibi ağlıyordu.
Belki o an anladı:
Çocukların oyun sandığı şeyler bazen koca bir ömrün bedeli olurdu.

Köyde rüzgâr hâlâ aynı yönden esiyor.
Ama artık Okan’ın sesini taşımıyordu.
E.’nin adımları da duyulmuyor.
İkisini de yutan o kader anı, Tecirli’nin soğuk toprağına kazınmış bir yara gibi duruyor.

Ve köylüler, o günden sonra çocuklarına tek bir cümle öğretti:
“Şaka, tüfeğin gölgesine sığmaz.”

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

MALATYA OLAY HİKAYELERİ yazıları