Evin balkonu bir anda iki mezara döndü
- Telegram
Hekimhan’da Nisan akşamları sinsi olur. Güneş batınca hava birden keser. İnsan, evinin balkonuna çıkar; “Oh!” der, ama o “oh”un içinde bir titreme kalır.
10 Nisan 2025, saat 19.00 sıraları.
Bahçelievler Mahallesi’nde bir ev.
Ev dediğin, bazen insanın sığınağıdır. Bazen de mahkeme dosyasının ilk sayfası.
O evden, Beste Kızılay başından yaralı halde Hekimhan Devlet Hastanesine götürüldü. 23 yaşındaydı. 34 haftalık hamileydi. Doğuma on gün kalmıştı denildi.
Yanında kim vardı?
Eşi Alican Kızılay…
Kayınbabası Dursun Kızılay…
Kaynanası Gülay Kızılay…
Kapıdan girdiklerinde, hastane koridorunun o keskin kokusu her şeyi bastırdı. Antiseptik kokusu, bir de insanların korkusu.
— Düşmüş, dediler.
— Balkonda oturuyormuş, kafasını mermere çarpmış…
Bu cümleler, o akşamın ilk “hikâyesi” oldu.
Ama doktorların gördüğü şey, hikâyeye benzemiyordu.
Beste Kızılay ambulansla Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildi.
Orada, ışıkların altında doktorlar başını çevirdi. Yara “düşme” yarası gibi durmuyordu. Kayıtlara göre, alnının sağ tarafında ateşli silah mermisi girişi, başın arkasında da çıkışı belirlendi.
O an, koridorun dili değişti.
Bir hemşirenin dudaklarından, bir doktorun bakışından, bir polisin “dur” deyişinden…
“Düşme” kelimesi geri çekildi.
Yerine, herkesin yutkunarak söylediği bir kelime geldi:
Cinayet.
Beste kurtarılamadı.
Ama karnındaki bebek için koşuşturma başladı. Dosyada “Bebek Kızılay” denildi. Ameliyat yapıldı. Bebeğin alınmasına çalışıldı. Sonra raporlara geçen cümle duyuldu:
Oksijensiz kalmış.
Bebek de yaşamamıştı.
O gece, bir evin balkonu bir anda iki mezara döndü. Biri anne. Biri doğmamış çocuk.
Ve bir başka şey daha oldu:
İddianamede olay, çifte cinayet olarak yer aldı.
Hekimhan küçük yer. Küçük yerde sesler büyük çıkar. O akşam, Bahçelievler’de bir ses patladı mı, yoksa “kaza” mıydı?
Polis, evde inceleme yaptı.
İfade şu yöndeydi:
— Silah kazara ateş aldı…
Ama inceleme tutanaklarında bambaşka ayrıntılar vardı.
Evin içinde, “kaza” görüntüsü vermek için bir düzen kurulmuş gibiydi diye değerlendirildi. Alkol kutularının mutfağa taşındığı tespit edildi. Mutfak ile balkonu bağlayan kapı eşiğindeki halının altında patlamamış bir mermi çekirdeği bulundu.
Bir mermi… Halının altında.
İnsan bazen halının altına toz süpürür.
Bazen de gerçeği süpürmeye kalkar.
Silah nerede?
İddianamede yer aldığı şekliyle, ruhsatsız bir tabanca, A.K. adlı kardeş tarafından “genç odasındaki giyinme dolabından” çıkarılıp polise teslim edildi.
Silahın yeri bile, o akşamın en soğuk cümlelerinden biri oldu.
Çünkü bir “kaza”da silah, genellikle olduğu yerde kalır.
Bir “kaza”dan sonra, dolaba saklanan silah, insanın aklında büyür.
Soruşturma ilerledi.
Alican Kızılay ilk anlatımlarında, olayın kazara gerçekleştiğini söyledi. Sonra, mahkemede şu sözleri kullandı:
“Evin camekânlı balkonunda eşimle birlikte oturuyorduk. Eşimin doğumuna on gün kalmıştı. Eşimle çocuğumuzun durumunu konuşuyorduk. Silah temizlemek isterken silah ateş aldı, eşim başından vuruldu… O gün köyde dört tane bira içmiştim, eve gelince de bira ile şarabı karıştırarak içiyordum…”
Bir de şunu ekledi:
“Silahı masaya koyarken ateş aldı… Doldur-boşalt yapıp yapmadığımı hatırlamıyorum.”
Bu cümleler, mahkeme salonunda havaya asılı kaldı. İnsan “hatırlamıyorum” deyince, bazen kendini kurtarır sanır; ama bazen soru çoğalır.
Çünkü olay yeri, otopsi, tutanak… Hepsi ayrı ayrı konuşur.
Otopsi raporlarında, atışın uzak mesafeden yapıldığına dair değerlendirme yer aldı. Merminin giriş-çıkış yönünün, “kazara ateş alma” iddiasıyla beklenen açıyla örtüşmediği, bunun yerine Beste’nin oturduğu esnada yüz ve şakak bölgesine isabet edecek şekilde ateş edildiğini gösterdiği belirtildi.
Bir de atış artığı meselesi vardı. Şüphelinin ellerinde atış artığına rastlanmadığı bilgisi, dosyada “çelişki” olarak değerlendirildi.
Kısacası, bir tarafta “temizliyordum, ateş aldı” cümlesi…
Öbür tarafta raporların soğuk dili…
Ve bir de evdeki görüntü.
Halının altındaki çekirdek.
Kaybolan boş kovan.
Bulunamayan parça.
Duruşma günü geldi.
Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesi.
Dosyada suça sürüklenen çocuk olduğu için duruşma kapalı oturum yapıldı. Ama beş gazeteci salona alındı. Bu bile, davanın ağırlığını gösteriyordu.
Tutuklu sanık Alican Kızılay, çelik yelekle getirildi.
Salonda kimler vardı?
Ölen Beste’nin babası Ahmet Fuat Özhan, annesi Gülay Özhan, kardeşi Buse Özhan…
Bir de sanıklar:
Dursun Kızılay, Gülay Kızılay ve suça sürüklenen çocuklar A.K. ile F.K.
Mahkeme salonları bazen bir tiyatro sahnesi gibidir. Herkes bir şey söyler. Ama alkış yoktur. Sonunda perde kapanır, birinin hayatı değişir.
Ahmet Fuat Özhan konuştu. Şikâyetçi olduğunu söyledi. O gece kendisine ne denildiğini anlattı:
“Mehmet Demir aradı. ‘Beste balkonda düşerek kafasını mermere vurdu, hastaneye gidiyoruz’ dedi…”
Sonra hastanede duyduğu cümleyi aktardı:
“Acil servisteki doktor geldi, ‘Kızın ateşli silahla vurulmuş’ dedi…”
Anne Gülay Özhan, olayı öğrenene kadar kendisine “düşme” denildiğini söyledi. Hastanedeki bir ayrıntıyı da dile getirdi:
“Alican hastanede yanıma geldi, ‘Anne korkma, Beste’ye bir şey olmayacak’ dedi. Normalde bana ‘Kaynana’ derdi…”
Kardeş Buse Özhan:
“Alican hastaneden bana sarılarak ‘Korkma ablan kurtulacak’ dedi…”
Bu cümleler, mahkemede bir süre sessiz kaldı. Çünkü her cümlede bir “oldu” vardı. Ama o “oldu”ların üstünde koskoca bir “neden” duruyordu.
Sonra tanık polis memuru S.Y. dinlendi.
Olay Yeri İnceleme’de görevliydi. Evde gördüklerini anlattı:
“Odalarda dağınıklık yoktu. Mutfak ve balkon dağınıktı. Balkonda sandalyeler yerdeydi, yerde kan birikintisi vardı, duvarda kan sıçraması vardı… Olay yerinde tabanca yoktu. Şarjör sandalyenin üzerindeydi. Boş kovanı bulamadık. Çekirdeği bulduk… Boş kovanın sıcak olan sobaya atılmış olma ihtimali nedeniyle sobayı da boşaltarak baktık ancak bulamadık.”
Boş kovan kaybolur; boş söz kalır.
Ama hayat öyle yazmıyor. Hayat, boş kovana benzeyen delilleri saklıyor; geriye ağır bir dosya bırakıyor.
Soruşturmada savcılığın değerlendirmesi, metinde geçen şekliyle şu yöndeydi:
Alican Kızılay’ın, “kaza süsü vermek amacıyla” annesi ve babasıyla birlikte hareket ederek “suç delillerini gizleme ve değiştirme” eylemine katıldığı kanaatine varıldı.
Evde aramada, ayrıca 17 bıçak, 1 muşta, 1 bıçak kılıfı ve 1 maket bıçağına el konulduğu bilgisi de yer aldı.
Davalar ayrıldı:
Alican Kızılay: “Kadın olan eşe karşı kasten öldürme” suçlamasıyla tutuklu.
Dursun Kızılay ve Gülay Kızılay: “Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçlamasıyla tutuksuz yargılama.
A.K. ve F.K.: “Suça sürüklenen çocuk” sıfatıyla işlem.
Mahkeme heyeti ara kararlarını açıkladı. Aile ve Sosyal Hizmetler’in davaya katılması kabul edildi. Bazı tanıkların zorla getirilmesine karar verildi. Olaydan sonra 112’ye açılan telefon kaydı ve evrakların istenmesine hükmedildi. Duruşma ileri bir tarihe ertelendi.
Hekimhan’da o evin balkonu hâlâ duruyordur. Mermere çarpan baş mı, mermiyle açılan yara mı… Bunu mahkeme tartışıyor. Dosya tartışıyor. Rapor tartışıyor.
Ama bir şey tartışılmıyor:
Beste Kızılay yok.
Bebek Kızılay yok.
Bir kadın, doğumuna günler kala öldü. Ardından bebeği de yaşamadı.
İnsan böyle bir olayda “nasıl”ı konuşur, “kaza mı” der, “delil” der, “rapor” der…
Fakat vicdanın sorduğu soru daha basittir:
Bu evde o akşam ne oldu?
Cevabını mahkeme verecek.
Ama Bahçelievler’in ayazı şunu çoktan fısıldadı:
Bazen bir evin içinde iki kişi ölür;
dışarıda, bir kasabanın içi de ölür.


















