Reklam

Toprak Yol ve Toprağa Düşen 2 Can

Toprak Yol ve Toprağa Düşen 2 Can
A- A+ PAYLAŞ
Paylaş
  • Linkedin
  • Pinterest
  • Whatsapp
  • Telegram
  • Reddit

Pütürge'nin Şiro Taraksu Köyü’nde yollar dar, gönüller daha dardı.
Toprak yol, iki evin arasından geçerdi.
Ama asıl geçmeyen, yılların biriktirdiği kırgınlıktı.

12 Haziran sabahı güneş, köyün üstüne her zamanki gibi doğmuştu.
Kimse o gün iki ocağın söneceğini bilmiyordu.

Osman Nuri Fırat, yetmiş iki yaşında, beli hafif bükülmüş ama sözü dimdik bir adamdı.
Oğlu Bülent ise kırk dokuzunda, babasının gölgesinde büyümüş, kendi evinin direği olmuştu.
Evleri ana yola bakardı. Önlerinden geçen toprak yol, saman kamyonlarının, traktörlerin uğradığı bir geçitti.

Şerafeddin Fırat da o yolun karşı tarafındaydı.
Akrabaydılar.
Ama akrabalık, bazen en ağır yüktür.

Elazığ depreminden sonra evler yıkılmış, taşlar yerinden oynamıştı.
Sadece taşlar mı?
Kalpler de yerinden kaymıştı.

Şerafeddin, kayınvalidesinin evinde kalıyor, yıkılan evinin altında hayvanlarına bakıyordu.
Yol meselesi o günlerden kalmıştı.
“Buradan geçemezsin” sözü, bir kıvılcım gibi büyümüş, içten içe kor olmuştu.

O gün saman kamyonu geldi.
Kamyon şoförü Hüseyin, toprak yola girmek üzereydi.
Yaşlı bir adam, “Bu kamyon bu yola sığmaz” dedi.
Söz, belki nasihat içindi.
Ama kulak, hazır değilse nasihat da hakaret olur.

Silah sesi köyün üstünde yankılandı.
Sonra bir daha.
Ve bir daha.

Evde yatan on beş yaşındaki çocuk, E.F., silah sesleriyle irkildi.
Yatağından fırladı.
Çocukluğunu o anda geride bıraktı.

Dışarı çıktığında dedesi ayaktaydı.
Şerafeddin’in elinde silah vardı.

“2 el dedeme ateş etti, dedem ayaktaydı, üzerine yürüdü. Şerafeddin bu esnada silahın kabzası ile dedeme vurarak yere düşürdü ve ardından 2 el daha ateş etti.”

Çocuk bunu mahkemede böyle anlattı.
Ama o an, kelimeler değil, kurşunlar konuşuyordu.

Osman Nuri yere düştü.
Toprak yol, ilk kanını o gün içti.

Sonra silah Bülent’e döndü.

“Babam Şerafeddin’e dönerek, ‘Amca vurma, dur’ diye bağırdı.”

Bir insanın son sözü, bazen bir akrabalık hitabıdır.
“Amca…”

Bir el daha patladı.

Bülent de düştü.
Toprak, ikinci canı aldı.

E.F., annesiyle birlikte bağırdı.
“Babamı vurma!”

Ama silah, kulağını çoktan kapatmıştı.

“Sonra bize dönerek ateş açtı.”

Anne ile oğul evin içine kaçtı.
Kapı kapandı.
Ama kurşunun açtığı yara kapanmadı.

Kamyon şoförü, silah seslerini duyunca uzaklaştı.
Köyün üstünde duman değil, sessizlik kaldı.

O gün iki cenaze kalktı Şiro Taraksu’dan.
Bir evin babası, bir evin dedesi toprağa verildi.
Toprak yol, artık sadece bir geçit değil, bir mezar hatırasıydı.

Mahkeme gününde herkes konuştu.
Şerafeddin, “Önce havaya, sonra yere ateş ettim” dedi.
Husumetten, yoldan, depremden söz etti.

Ama bir çocuğun sesi, bütün sözlerin önüne geçti.

“Babamı vurma…”

Mahkeme, iki kez müebbet verdi.
İndirim yoktu.
Karar kesindi.

Lakin adalet kararı verir;
acı ise evlerde kalır.

Şiro Taraksu Köyü’nde o toprak yol hâlâ durur.
Belki yine kamyonlar geçer.
Belki yine saman taşınır.

Ama o yol artık iki şeyi hatırlatır:
Bir sözün nelere yol açabileceğini
Ve bir kurşunun, akrabalığı bile susturabileceğini.

Çünkü bazen en dar yol, insanın içindeki yoldur.
O yol kapanınca, geriye sadece karanlık kalır.

Yorum yazın

Yorum yazmalısınız
İsim yazmalısınız
Doğru bir email yazmalısınız
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmayacaktır.

MALATYA OLAY HİKAYELERİ yazıları