Kelimeler boğazımıza takıldı değil mi?
- Telegram
Asuman Sarıtaç
Maldia Ortak Akıl ve İrade Derneği Kurucu Başkanı
Tacize, tecavüze uğrayan bebekler ve çocuklar,
Katledilen bebekler ve çocuklar,
Aç bırakılarak öldürülen bebekler ve çocuklar,
Fiziksel ve psikolojik şiddet gören bebekler ve çocuklar.
Sokaklarda acımasızca çalıştırılan çocuklar.
Kelimeler boğazımıza takıldı değil mi?
Takılmalı da.
Çünkü bu cümleler bir istatistik değil.
Birer “münferit olay” hiç değil. Bunlar bu ülkenin çocuklarına dair bitmek bilmeyen yürek parçalayan bir ağıttır.
Ve biz bu ağıdı her gün biraz daha alışarak izliyoruz, dinliyoruz.
Bir çocuk öldürüldüğünde birkaç gün üzülüyoruz.
Bir çocuk istismara uğradığında “yargı süreci” diyoruz.
Bir çocuk sokakta çalıştırıldığında “ekonomik şartlar” diyoruz.
Sonra öylece normal hayatımıza devam ediyoruz.
İşte asıl çürüme tam da burada başlıyor. Çünkü bir toplum, çocuklarının acısına alıştığı gün vicdanını, merhametini kaybeder.
Çocuklara yönelik şiddet ve istismar, birkaç sapkının meselesi değildir.
Bu, çocukları ve bebekleri korumayan bir sistemin, suskun bir toplumun ve
caydırıcılığını yitirmiş bir siyasetin ürünüdür.
Bu ülkede bir bebek, bir çocuk istismar ediliyorsa;
-Bir yerde, görmezden gelinmiştir.
-Bir yerde, “aman mesele büyümesin” denmiştir.
-Bir yerde, nasıl olsa caydırıcı bir ceza alınmayacağı düşünülmüştür.
O aşağılık fail kadar, bu toplumun suskunluğu da suçludur.
Bugün çocuk istismarını önleyemiyorsak bunun en büyük nedenlerinden biri cezasızlık algısıdır.
İyi hâl indirimleri,
Takdiri indirimler,
Erken tahliyeler,
Zamanaşımı tartışmaları.
Bunların her biri, istismarcıya şu mesajı veriyor;
“Yakalanmazsan sorun yok, yakalansan bile elbet bir çıkış yolu bulunur.”
Bir çocuğun ömür boyu taşıyacağı travma karşısında, bir failin birkaç yıl sonra serbest kalabilmesi
adalet değildir, bu düpedüz vicdansızlıktır, merhametsizliktir, zalimliktir.
Şu bir gerçek ki çocuk istismarıyla mücadeleyi siyasetten bağımsız düşünemeyiz.
Şimdi gerekli mercilere soralım!
-Caydırıcı cezalar neden hâlâ net değil?
-Bir kravat takmanın karşılığında indirimler neden hâlâ kaldırılmadı?
En önemli soru ise şudur ki;
-Neden çocuk istismarı “en ağır suç” olarak ele alınmıyor?
Bir devlet, çocuklarını koruyamıyorsa;
güvenlikten, aileden, gelecekten söz edemez.
Bakınız bu mesele “oy hesabı” yapılacak bir alan değildir. Bu bir insanlık sınavıdır.
Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında dahi tacizlerin yaşandığı gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Hastanede yoğun bakımda yatan 9 yaşında ki bir çocuğa tecavüz edilmesi normal bir şey midir?
Yada savaştan kaçıp bizim topraklarımıza sığınmış kız çocuklarının hamile bırakılması hangi vicdana sığar?
Halen bir muamma olan Narin kızımızın başına gelen korkunç vahşeti seyrettik aylarca.
Çok acı bir hakikat daha var;
İstismarın büyük bir kısmı, çocuğun en yakın çevresinde yaşanıyor.
Ama aileler çoğu zaman çocuğun yanında durmak yerine, “ayıp olur”, “rezil oluruz”, “aman kimse duymasın”, “aman aile dağılmasın” gibi hastalıklı bir düşüncenin yanında duruyor.
Şunu açıkça söyleyelim; bir çocuğu susturmak, istismarcıyı korumaktır.
Toplum da aslında farklı değil.
Komşu susuyor, okul susuyor, kurumlar susuyor.
Herkes susunca, çocuk yapayalnız kalıyor.
Bu yazıyı sizler okuyup, duygulanıp geçesiniz diye yazmıyorum.
Bu yazı, sorumluluğu hatırlatmak için yazdığım bir yazıdır.
Gelin hep birlikte haykıralım;
-Çocuk istismarında sıfır tolerans
-İndirimlerin kaldırıldığı kesin cezalar
-Zamanaşımı olmayan bir adalet sistemi
-Susanı değil, koruyanı ödüllendiren bir sistem
Bunlar toplumumuza verilecek bir lütuf değil bilakis zorunluluktur.
Çocuklar bu ülkenin bugünüdür, yarınlarıdır ve bugün çocukları istismara uğrayan bir toplumun yarın söyleyecek tek bir sözü dahi kalmaz.
Bu konuyu dinlerken, konuşurken kelimeler ve cümleler boğazımıza takılıyorsa, emin olun ki bu iyi bir şeydir.
Çünkü toplum olarak hâlâ utanabiliyorsak, bu konuyu önlemek adına geç kalmamışız demektir.
Ama lütfen şunu asla ve asla unutmayalım;
Her sustuğumuz gün,
bir çocuğun hayatından çalınan acı bir gündür.

















